• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/tekgozkoyu/?fref=ts
Giresun Tanıtım
Mustafa ARSLAN
cakircvs@hotmail.com
Topal Osman Kahraman Mı, Hain Mi?
23/08/2012

       Alıntı-Teşekkürler(emeğe saygı)

Topal Osman Kahraman mı, hain mi?
25 Haziran 2013, 14:06

Topal Osman Kahraman mı, hain mi?

Topal Osman Olayı yakın zamanda yine Türkiye gündemine oturdu

 

Topal Osman Kahraman mı, hain mi?

Topal Osman Kahraman mı, hain mi?
Cumhuriyet tarihinin en çok konuşulan, en çok tartışılan ve halen günümüzde de bir çok sorunun cevabının arandığı Topal Osman Olayı yakın zamanda yine Türkiye gündemine oturdu.
25.06.2013 / 02:19

Şaban KUTLU


Cumhuriyet tarihinin en çok konuşulan, en çok tartışılan ve halen günümüzde de bir çok sorunun cevabının arandığı Topal Osman Olayı yakın zamanda yine Türkiye gündemine oturdu.


1883 yılında Giresun’da dünyaya gelen, yaşamının büyük bir kısmını Milli mücadele içinde yurdun dört bir yanında ki düşman işgali altında ki bir cepheden bir cepheye koşmakla geçiren, 1ci Dünya Savaşında kurduğu gönüllülerden oluşan birlikle Kafkas Cephesine katılan, yine kendisinin kurduğu gönüllü birliklerle Karadeniz Bölgesindeki Rum çetelerine karşı mücadele eden, ardından Ankara’ya çağrılıp bizzat Atatürk’ün muhafızlığını yapan Topal Osman, ikinci kez sinemaya uyarlanınca, zaten var olan önemli tartışmaların iyice gün yüzüne çıkmasına neden oldu.

Çekimleri yaklaşık 1,5 yıl süren ve önemli tartışmalara kapı aralaması beklenen ‘Atatürk’ün Fedaisi Topal Osman’ filmi, iddialı içeriğine rağmen Giresun’da beklenen ilgiyi görmediği gibi, Giresun insanının Topal Osman Ağa’ya bakış açısının da az da olsa belli olmasına neden oldu. Büyük umutlarla yola çıkılan, her sahnesinin arkasında bize göre derin bir siyasi mesaj taşıyan, hatta gündem değiştirmek için ortaya atılan siyasi söylemlerden de nasibini alan filmin, tahminlerin de ötesinde çok kötü bir performans sergilediği gözlendi.

Günümüze kadar yayınlanan onlarca Topal Osman Ağa ve o dönemde yaşanan siyasi olayların iç yüzünü araştıran kitaplarda yer almamasına rağmen, ikinci kez çekilen Topal Osman filminde yer alan sahneler akıllara da bir çok soru işaretini de beraberinde getirdi. Bu yöndeki toplumsal tepkileri ve eleştirileri inkar etmeyen filmin yönetmeni Atilla Akarsu bu konuda düşüncelerini ifade ederken, bazı kesimlerden tepki görmelerinin de normal karşılanması gerektiğinin altını çizmekte.

Trabzon milletvekili Ali Şükrü Beyi, Mustafa Kemal’e karşı sert muhalefet izlediği gerekçesiyle 27 Mart 1923′de öldürüldüğü iddia edilen Topal Osman, Cumhuriyet tarihinin önemli bir kırılma noktasını da içinde barındıran bir sürecin baş aktörü olarak bilinirken, aslında samimi iki hemşeri ilişkisi de yaşayan bu iki kişi filmin frağmanında da değinildiği gibi’’ Cumhuriyete Giden Yol’’ da maalesef bedel ödeyerek tarih sahnesinde ki yerlerini alan iki masum insan gibi görünüyor. Bu iki masum insanın o dönemde meclis içinde yaşanan ‘’Ya Hilafet, Ya Cumhuriyet’’ denkleminin en hassas olduğu bir döneme rastlaması da tamamen tesadüf gibi gözükmüyor. Derin devlet olgusunun o dönemde de var olduğu notunu sahne aralarına gizleyen Topal Osman filmi, aynı zamanda bu zamana kadar net bir şekilde Atatürk’e karşı söylendiği tescil edilmemiş ‘’deyyus’’ sözcüğünü de izleyicilere ilk defa açıkça ifşa etmekte.

Atilla Akarsu’nun Topal Osman filminin çevrilmesinde herhangi bir akademik danışmana ihtiyaç duydunuz mu? Sorusuna verdiği yanıt ise oldukça ilginç; ‘’Ben 20 sene araştırma yaptım, yeterli bilgiye fazlasıyla sahibim. Demek ki sayın Akarsu’ya göre yirmi sene hastanede çalışan doktor oluyor.

Atilla Akarsu aslında bana göre söylemek isteyip de söyleyemediği, içinde hala bir uhte olan bir çok şey var. Alt yapısı olmayan, maddi zorluklarla boğuşan bir filmin bir buçuk yıllık çekim maliyeti az olmasa gerek. İşte bu noktada başladığı işi yarım bırakmaya pek de niyetli olmayan, aslında filmle beraber vermek istediği mesaj başka iken, maddi zorlukların altından kalkabilmek ve filmi tamam edebilmek için senaryonun bir takım değişikliklere uğradığı gerçeğidir.

Genel anlamda filmin ne kadarının ilk başlangıçta ki senaryoya sadık kalınarak çevrildiği meçhul olsa da, Atilla Akarsu’nun Tayyip Erdoğan’ın ‘Birinci Meclis tartışılsın söyleminden sonra çekimlere bu yönde devam ettiği de aşikar.

Yönetmen Atilla Akarsu’nun Topal Osman filminin Giresun Duroğlu’nda ki setinin İstanbul’a taşınmasının ana nedeni, özellikle tamamı AK Partili Belediyelerin kanatları altında verilen ödünlerle filmin tamamlanmasıdır. Filmin yapılmasında ki amaçlarının, kimseyi yargılamak olmadığının altını da çizen Akarsu, tarihi en gerçekçi şekilde masaya yatırmak olduğunu söyleyerek, gerisinin tarihçilerin işi olduğunu vurguluyor.

Cumhuriyet Tarihinin çok önemli dönüm noktalarından biri olan Topal Osman olayının sahneye aktarıldığı filmi çevirirken tarihçi bir danışmana ihtiyaç duymayan Akarsu’nun bu konuda ki samimiyeti ise tartışma götürür.

Zira bu filmde ki senaryonun perde aralarına sıkıştırılmış ‘’Deyyus’’ sözcüğünü kabul edecek bir tarihçinin de bulunması oldukça zor gibi görünüyor. Ayrıca bu konuda net bir bilgi olmamasına rağmen bu sözün filmde yer almasının ne kadar doğru olduğunu soran Ulaş Karakaya’ya verdiği cevap ise zaten kendini ele vermekte; ‘Onu gidin rahmetliye sorun’

Diğer yandan cesaret edilmeyecek bir tarihi dönemi araladıklarını ifade eden Topal Osman rolünü oynayan Reha Beyoğlu filmin 1995 yapımı Cesur Yürek filminin versiyonu olduğunu belirtirken, filmin sinemalarda gösterime girmesinden sonra ise şunları söylemekte; ’şu an ulaşılan izleyici sayısı itibarı ile durumu ancak hayal kırıklığı ile izah edebiliyorum, Giresun insanının bir kahramanına, sinema gibi önemli bir potansiyele sahip bir alanda sahip çıkmadığını, tek eksiğin Giresun Halkının bu filmi taçlandırmasıydı derken aslında’’ samimi bir itirafta bulunuyordu.

Atilla Akarsu’nun Ulaş Karakaya’ya verdiği söyleşide izleyici sayısında tecrübelerine dayanarak verdiği sayının üst tavanı ise bir milyon kişi gibi uçuk bir sayıydı. Ama Sayın Akarsu’nun burada ki demeci birazda siyasidir. Zira filmin tamamlanmasına yardım eden belediyeler, bu filmin verecek olduğu mesajı merak etmektedir. Bir yandan maddi manevi yardım sürerken dereye taş atıp bulandırmanın bir gereği olmadığının da hesabını yapmaktadır.

Şimdi isterseniz Topal Osman filmine bir başka açıdan 1966 yılından bakalım.

Günümüzde Giresun halkıda dahil olmak üzere büyük bir halk kitlesinin Topal Osman filminin ilk defa 1966 yılında yine Giresun’da sinemaya aktarıldığını bilen çok az sayıda insan olduğunu düşünüyorum. 

1966 yılında Ahmet Mekin’in başrol oynadığı, senaryosunu Berkan İnal’ın yazdığı ilk Topal Osman filmi, bu günkünün aksine tamamı Giresun’da çevrildi. Bugü kü Giresun’un aksine filmde tam bin iki yüz figüran beş kuruş almadı. Daha da yetmedi, Giresun Emniyet Müdürü, bazı ilçe kaymakamları, devlet dairelerinde iyi giyimli memurlar mebus sandalyelerinde yer aldılar.

İşin en ilginç yanı ise 2 Nisan 1923’te Ankara’da öldürülen ve Topal Osman’ın ölümünden sonra, bunlar emir kuludur denilerek memleketleri Giresun’a yollananlardan dört kişide bu filmde yer almıştır. Dönemin Giresun Valisi Celalettin Tüfekçi başta olmak üzere herkes filmin bir karesinde yer almış, kısacası Topal Osman’ı da Giresun’u da karşılıksız sevmişlerdir.

10 Mayıs 2013 tarihinde Bugün 85 yaşında ki Topal Osman filminin başrol oyuncusu Ahmet Mekin kendisiyle yaptığımız söyleşide şunları söylemektedir, Bizim 1966 yılında Giresun’da çok ama çok zor şartlar altında çevirdiğimiz 35 mm. lik Topal Osman filmi, o zamanın şartlarında yoğun reklam ve tanıtım kampanyası olmamasına rağmen oldukça ilgi gördü ve uzun süre gösterimde kaldı. Bugünkünün aksine bir buçuk yıllık bir sürede değil, filmi beş ay kadar kısa bir sürede tamamladıklarını da belirten Ahmet Mekin, çok zor şartlar altında Türk sinemasına kazandırdığım bu filmin elimde tek bir kopyasının dahi olmamasıdır demektedir. Dönemin usta oyuncuları Ali Şen ve Ayşe Ay’ın da filmde oynadığını ifade eden Ahmet Mekin, Topal Osman filminin yaklaşık sekiz ay tüm yurtta gösterimde kaldığının altını çizdi.

1966 yılında çevrilen ilk Topal Osman filmiyle ilgili olarak 3 Haziran 2013 de Atilla Akarsu ile yaptığımız kısa söyleşide Akarsu, ilk filmin basit bir senaryodan ibaret olduğunu ve kendilerinin de bu filmi araştırdığını ifade ederek, Topal Osman’ın Rumlarla yaptığı çete savaşını konu aldığını, geçmişi araştırmanın ve deşmenin bu güne bir yararının olmayacağını söyleyerek, Giresun insanının yeni Topal Osman filmine sahip çıkmadığını, eskisine ise hiç ama hiç sahip çıkamayacağının altını çizdi.

İlk Topal Osman filminin akıbetinin ne olduğunun halen bilinmediğini söyleyen Akarsu, büyük olasılıkla filmin Kemal Tahir’in Yorgun Savaşcı’sı gibi 12 Eylül Cuntası tarafından yakılmış olabileceğini, bunun gibi yüzlerce filmin ise akıbetinin ne olduğunun hala sır olarak kaldığını belirtti.

Mimar Sinan Üniversitesi Arşivine ve Kültür Bakanlığı Sinema Arşivine başvurmamıza rağmen henüz ulaşamadığımız ama hala elimizde bir afişinin kopyası olduğu film, imkanlar dahilinde yayınlanmış olsaydı, günümüzde çevrilen ikinci Topal Osman filminin kaderinin bu kadarda kötü olmasının önüne geçebilirdi sanırım.

Nüfusu beş yüz bini gecen Giresun’da, ve gurbetteki binlerce Giresunlu’ya rağmen Özen film tarafından 12 Nisan2013 tarihinde büyük reklam kampanyalarıyla, 62 sinemada 68 kopya ile birden piyasaya sürülen Topal Osman filminin son izlenme sayısı ise Akarsu’nun dediği gibi bir milyon değil sadece 14.106 kişi. Günümüzde Türkiye’de ki On bir film şirketi içinde sondan üçüncü durumda ki Özen Film ise eski günlerini mumla aramakta. Kısacası filmi çevirenle filmi piyasaya sürenin aynı kaderi paylaştıklarını söyleyebiliriz.

Atatürk Arşivide denilen Cumhurbaşkanlığı Arşivlerinde yer alan Giresun Reji Müdürünün resmi yazışmalarına göre, Topal Osman’ın eşrafına ait oldukça ağır ithamlarla dolu 15 Ocak 1922 tarihli yazışmada, Hacı Hasan Efendinin kendi çıkarları doğrultusunda Rumların mallarına el koyduğu, Lacinzazade Hakkı Beyin Koçgiri İsyanından devlete ait malları çaldığı gibi bir sürü iddialar yer almaktadır.

Buna mukabil Topal Osman’ın Ali Şükrü’yü öldürmesi olayı ise yine akıllarda bir sır olarak kalmaya devam etmiştir. Zira Topal Osman’ın öldükten sonra üzerine atılı kalan Yahya Kahya olayının aydınlatılabilmesi için 55 sene gibi çok uzun süre geçmiştir. Meclis Muhafız Kıta Komutanı İsmail Hakkı Tekçe tarafından yaralı olarak teslim olduğu halde öldürüldüğü ifade edilen Topal Osman, 1975 yılında öldükten iki yıl sonra 1977 de Günaydın Gazetesinde İsmail Hakkı Tekçe’nin anılarının yayınlanmasıyla ancak temize çıkmıştır.

Tekçe anılarında bilinenin aksine, Yahya Kahya’yı Topal Osman’ın değil, Ankara’dan yanına iki muhafız alarak Trabzon’a gittiğini belirterek kendisinin öldürdüğünü ifade etmiştir.

Asıl sorulması gereken soru ise şudur?

Acaba Ali Şükrü’ye silahı gerçekten Topal Osman’mı sıkmıştır?

Eğer ki derin tarihin sayfalarının aralanması, gerçeklerin ortaya çıkması için daha ne kadar beklememiz ve daha ne kadar senaryolar yazmamız gerekiyor? Ali Şükrü olayında da sanırım gerçeklerin ortaya çıkması için çok uzun bir süre geçecek gibi görünüyor.

Günümüz Türkiye’n de sağ kesim tarafından hilafetin bir savunucusunu katlettiği için sevilmeyen, Koçgiri İsyanında ise Alevi ve sol kesim tarafından suçlanan, geçmişin Halk Kahramanı, günümüzün ise hem mağduru hem de suçlusu Topal Osman Ağa’nın arkasında duracak tek topluluk Giresun Halkıdır. Heykelini Giresun meydanına dikemeyen, filmine sahip çıkamayan, kısacası tarih içinde ki konumunu tam olarak henüz algılayamayan Giresun bir an önce karar vermeli ve kendine şunu sormalıdır;

Topal Osman gerçekten Kahraman mı? Hain mi?
 
.
 

Şaban KUTLU 

Ormanın birinde Aslanlar toplanmış. "yahu" demişler, "hesapta kralız,
açlıktan öleceğiz birader ....

Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor;

Fillere saldırsak, fazla büyük...

Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor,

Ee balık yakalayacak halimiz de yok...

N'aapsak? "

Bir tanesi "en iyisi, öküzlere saldıralım" demiş,

"iri yarı görünüyorlar ama ne pençeleri var, ne dişleri diş... Tam dişimize göre!"

Olur mu? Olur.

Hücum!

Ama evdeki hesap çarşıya uymamış;

Öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer...

organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış.

Aslanlar aç bilaç.

N'aapsak, n'aapsak?

"tilkiye danışalım" demişler.

Tilki "kolay" demiş,

"beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim..."

Kabul etmişler.

Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş,

"saygıdeğer öküzler" demiş,

"aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar...

Ama; Şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o...

Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü,

Kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayın! "

Öküz heyeti düşünmüş taşınmış,

"bana dokunmayan yılan bin yaşasın" Mantığıyla,

verivermişler sarı öküzü...

Aslanlar da afiyetle yemiş.

Bir gün, iki gün ....

Tilki gene gelmiş.

"bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz" demiş

Ve eklemiş:

"ama şu var ya benekli öküz, benekli öküz,

O burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş,

Canları çekiyor, verin, kurtulun!"

Öküz heyeti düşünmüş,

"otlağın selameti için"

Teslim etmiş benekli öküzü...

Üç gün, dört gün...

Tilki gene gelmiş.

Kuyruğu uzun olanı...

Burnu beyaz olanı...

Tombul olanı...

Tek tek alıp, gitmiş.

Otlak seyrelmiş.

Semirmiş aslanlar.

Günlerden bir gün... Artık tilki gelmemiş!

Gerek kalmamış çünkü.

Doğrudan aslan gelmiş.

"hanginizi istiyorsam,

Canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz,

Adamı hasta etmeyin" demiş.

Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler,

"keşke sarı öküzü vermeseydik" demiş ama iş işten geçmiş.

* * * *

İşte Öküzlük böyle bir şeydir...

* * * *

Bu hikaye sebebiyle,

dünyaca ünlü alman şair ve tiyatro yazarı Bertolt Brecht akla geliyor...

Bir şiirinde aynen şunları yazmıştı:

"Naziler önce komünistleri tutukladılar;

Komünist değilim diye ses çıkarmadım.

Sonra Yahudileri tutukladılar,

Yahudi değilim dedim, sesimi çıkarmadım.

Sosyal demokratları tutukladılar,

Savunmak bana mı kaldı dedim, sesimi çıkarmadım.

Sıra bana geldiğinde;

Etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı!"

***

Şimdi bakın çevrenize.

çevrenizde ses çıkartacak kimse kaldı mı?

Umarım sıra size gelmez!..

SEÇİMLER YAKLAŞIYOR
O HALDE NEYMiS...???? : ÖKÜZLÜĞÜN ALEMİ YOK !

Ormanın birinde Aslanlar toplanmış.

Sizlerle Paylaşıyorum

“10 dakika TV izleyip ders çalışacaktım.” dediniz ama yine olmadı. Çalışamadınız. Peki bu pişmanlığı hangi sıklıkla yaşıyorsunuz? Eğer başarı istiyorsanız, TV’nin güdümünden çıkmanız gerekiyor. Öğrenciler, televizyondaki diziler ve yarışmalardan vazgeçemeyeceklerini düşünürler. Bunu ispatlayan en iyi örnek, konuyla ilgili olarak öğrencilerin kurdukları cümlelerdir: ‘Hocam, inanın kısa bir mola verecektim. Ayaklarım televizyona götürdü, dalmışım. Saatin nasıl geçtiğini anlayamadım.’ Öncelikle şunu belirtelim: Ayaklar, televizyona götürmez. Daha doğrusu götürür de, tabii beyin isterse. Ayaklar tüm diğer organlar gibi beyin tarafından yönetilir, bunu hiç kimse inkâr edemez. Bilinçsiz bir şekilde gerçekleştirdiğimiz davranışlar vardır. Ancak yalnızca refleks ve içgüdü türü davranışlar, bilinçsiz davranışlar kapsamına girer. Gök gürültüsü karşısında irkilme, ışık karşısında gözbebeğinin küçülmesi, leyleklerin göç etmesi gibi. O halde, söylenen cümleyi düzeltelim: ‘Hocam, molamı televizyon karşısında vermek istedim. Yaptığım davranışın farkındayım.’ Şimdi doğru olanı söylemiş olduk. Öğrencilerin söylediği diğer cümlelerde yanlışlık yok.

*** TELEVİZYON BİREYE NASIL EGEMEN OLUR?

Televizyon karşısında vaktin nasıl geçtiği anlaşılamaz. Çünkü televizyon -özellikle de seçici olunmazsa- bireyi esir alır. Kaç yaşında olursak olalım; televizyon karşısında savunmasız kalırsak yani izleyeceğimiz programa karar vermeden karşısına geçersek, bize hükmeder. Televizyonun bize bu denli hâkim olmasının nedeni, duyu organlarının birçoğuna aynı anda hitap ederek, bireyi sersemletmesidir. Televizyon, öncelikle göze hitap eder ve bireyin tüm dikkatini onun üzerinde yoğunlaştırması için gerekli olan her türlü unsuru kullanır. Hareketli, renkli ve büyük objeler, ekranları süsler. Kulağa hitap eder. Ani ve yüksek seslerin, zihni gereksiz yere meşgul eden konuşmaların adresi, yine televizyondur. Bu nedenle; kalabalık bir odada birçok farklı uyarıcıyla bir arada bulunsak da, algıda seçiciliğimiz(dikkatimiz) yine televizyona yönelir. Ders çalışmaya dalmak; çok ender görünen bir durum olmasına rağmen, televizyona dalmak sık rastlanan bir durumdur. Çünkü televizyon, bireyin düşünmesine engel olur ve onu bulunduğu ortamdan soyutlar. Uzun süre televizyon seyretme, bireyde yorgunluğa neden olur. Ancak öğrenciler, mola vermek yani dinlenmek için televizyona yönelirler. Burada sizce bir çelişki yok mu?

*** TV KARŞISINDA GEÇİRİLEN SAATLER KAYIP MI, KAZANÇ MI?

Televizyonda önümüze gelen her programı; hiçbir saat sınırı koymadan seyredersek, öncelikle hayallerimizi bir başka hazirana ertelememiz gereklidir. ‘Yok, ben dizilerimden hiçbir zaman vazgeçemem’ diyorsanız, üniversite hayalinizi rafa kaldırmanız gereklidir. Yalnızca hayallerinizi mi rafa kaldırmanız gereklidir? Tabii ki, hayır. Aile içi iletişiminizi, özgün ve bağımsız düşünme yeteneğinizi ve daha sayamayacağımız birçok şeyi. Gerçek olmayan, kurmaca bir dünyanın içinde silik bir yaşam sürmek, sürekli yönlendirilmek, insan olma onuruna yakışmayan bir durum. Gerektiğinde ailenize karşı bile bildiği doğruları savunmaktan çekinmeyen gençler, neden bu kadar sessizsiniz? Unutmayın! Televizyon ve başarı bir arada bulunmayacak bir ikilidir. Bunlardan birisini tercih etmemiz gereklidir. Rotasız gemiler gibi hareket etmeyelim. Televizyon bizi yönlendirmesin, biz televizyonu yönlendirelim. Enerjimizi, potansiyelimizi, sorumluluklarımızı yerine getirmek için kullanalım. Hayatımızın her döneminde, iradeli davranışlarda bulunmaya gayret edelim.

http://www.dersimiz.com/rehberlik/yazi.asp?id=22212&Televizyon-ve-basari-bir-arada-olamayacak-ikili#.UTCQTqLEGa4 

                           

 

                            KARIM MI, ASLA ..!

 

                  YAĞMIŞTI…

                  GÜNLERCE BEKLEDİKTEN SONRA

                  YAĞMAZ ARTIK DENİLEN KAR.

                  KARIMA DULANAYIM…,

                  NE OLUR BENİ KARIMDAN AYIRMAYIN…!

                  KARIM BEMBEYAZ.

                  KARIM SÜT GİBİ…ERİK ÇİÇEĞİ SANKİ…

                  KARIM GİBİSİ YOK!

                  YALNIZ, KARIM SOĞUK…KARIM BUZ GİBİ..!

                  OLSUN, HER GÜZELİN BİR KUSURU VAR.

                  BENİM KARIM DA SOĞUKSA, NE ÇIKAR.

                  KARIM HER YANI KAPLAMIŞTI,

                  YOLLARI BİLE.. ELİMİN İÇİNDE

                  ADI BİLE GÜZEL’’KARTOPU’’

                  ÇEVRE DOĞA BEMBEYAZ, AP AK,

                  BENİ SEVİNDİRDİ YA SEN ONA BAK!

                  AKTI, PAKTI, GÖKTEN AKTI, YAĞIVERDİ.

                  ANİDEN SEVİNCİM BOZULUVERDİ.

                  CAMDAN BAKTIĞIMDA GÖRDÜĞÜM NEYDİ?

                   BAKTIM Kİ HERKES KARIMI KİRLETİYOR..!

                   BAKTIMKİ KARIMIN ÜSTÜNDEN ELLER GEÇİYOR..!

                   KOMŞUNUN FİNOSU KARIMIN ÜSTÜNE ÇİŞİNİ EDİYOR.

                   BU KARIMI SEVEMEDİM ZATEN…!

                   SOĞUK YÜZLÜ, SOLUK BENİZLİ

                   KAYPAK, KAYGAN, SOĞUK…ÇOK  DA SULU…

                   YAĞDI ,YAĞDI DA NE OLDU?

                    DAHA NE OLSUNDU?

                    KARIM GİBİ  KÖTÜSÜ YOKTU..!

                    KARIM, KARIMI YOK ETTİ..!

                    ÜÇ KURUŞA BENİ MUHTAÇ ETTİ.

                    EVDE UN, TUZ, KÖMÜR BİTTİ.

                    BENİ EVE MAHKUM ETTİ.

                    YAPTIKLARI BİNİ GEÇTİ,

                    BU BEYAZ KARIM  VAR YA… BENİ SONUNDA… 

                    ELE,   ALEME REZİL ETTİ.

                    ADAM YAPTIK, ATKI, SÜPÜRGE VERDİK ELİNE DE

                    ERİDİ, ERİDİ, ERİDİ BİTTİ.                                                                                       

                    SÖYLEYİN KARIMA, KARIŞMASIN KARIMA

                    KARIM OLMASA OLMASIN

                    VER ELİNİ SULTANLIĞA. OLMASIN VARSIN

                    KARI DA, KARI DA!..BAHARDA BİLE İSTEMEM.

                    BEN KÜSÜM KARIMA BARIŞMAM ASLA.

                    MASAL, MARTAVAL DEĞİL BU.

                    DARISI DA, KEREVETİ DE ,KARISI DA, KARI DA…

                    LANET OLSUN.   LANETLERİM DE, CELALİM DE ONLARA.

                    ''NOKTALAMA

                   İŞARETLERİNİ''                                                                                                                                                

                    TÜRKÇEMİZDEN KALDIRANLARA…!

                        

                       25 OCAK 2006 ÇARŞAMBA/ FISTIKALTI/Beykoz-İst.

  

Beykozlu Giresunlular Derneği Afyonkarahisar Giresun Şehitliğine Ücretsiz Gezi Düzenliyor
17/08/2012


ŞEHİTLİK ZİYARETİ PROGRAMI:
1-Kavacık Beykozlu Giresunlular Derneğinde toplanma : 28 Ağustos Salı Saat: 20:00 - 21:30
2-Otobüslerde yerini alma ve hareket edilmesi : Saat: 21:30 - 22:00 arası
3-29 Austos Çarşamba; Afyonkarahisar İscehisar' a varış, sabah kahvaltısı ve Şehitliğe hareket.
4-Şehitlikte Resmi Tören Programının İzlenmesi. (Şehitlikte Dua) 
5- Doğanlar Köyü' ne hareket edilmesi.
6- Köy Meydanında yapılacak etkinliklerin izlenmesi.
7-Afyonkarahisar üzerinden İstanbul'a dönüş için hareket edilmesi.

İLGİLİ İRTİBAT TELEFON VE E-MAİLLER:

1- Mustafa ARSLAN - 0532 626 16 90   - cakircvs@hotmail.com

2- Muammer YAVUZ - 0532 487 77 24

 

Giresun Uşakları Afyonkarahisar Şehitliği
47. Giresun Gönüllü Alayı Şehitliği 

I. Dünya Harbinden sonra düşmanlar yurdumuzu işgal etmeye başlayınca, Balkan Harbi gazisi Osman Ağa (Topal) önce yerli Ermeni ve Rum çeteleriyle mücadeleye başlar. Rusların Karadeniz Bölgesi’ni işgali üzerine Giresun’dan bir “Gönüllü Taburu” teşkil ederek Kazım Karabekir Paşa Emrine verilir. Ayrıca kendisi de Harşıt’ta cephe tutarak Rusların Giresun’a girmesine mani olur. Rusya’da Bolşevik ihtilali çıkınca Ruslar çekilir.


Ancak bu defa ülkemizin diğer bölgeleri işgal edilmeye başlar. Bu arada, M. Kemal 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak kongreler toplamaya başlar. Milli mücadeleyi başlatabilmek için güvenilir kişilere ihtiyacı vardır. Methini işittiği Osman Ağa’nın çetesine mensup 10 yiğidi yanına muhafız olarak alır. Bu sayı daha sonra Atatürk’ün isteğiyle 100, sonra 250’ye çıkarılır. Giresun Uşakları Atatürk’ün muhafızlığı gibi kutsal bir görevi üstlenmelerinin yanı sıra ayrıca TBMM’nin de korumasına memur edilmişlerdir.


Osman Ağa bununla da yetinmez. Giresun’da tamamı Giresun Uşaklarından kurulu iki gönüllü alay teşkil eder. Tüm teçhizat ve iaşesini de kendi gayret ve imkanlarıyla temiz eder. 2000 mevcutlu “42. Giresun Gönüllü Alayı”nın başına Giresun Askerlik Şubesi Başkanı Binbaşı H.Avni Alpaslan Bey, 2500 mevcutlu “42. Giresun Gönüllü Alayı”nın başına da Osman Ağa geçer. Bu arada, Osman Ağa’nın “Giresun Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” ve “Giresun Belediye Başkanı” gibi resmi sıfatlara da sahip olduğunu belirtelim.

Osman ağa önce “Koçgiri Kürt İsyanı”nı bastırır. Daha sonara Samsun’da H.Avni Alpaslan Komutasındaki 42. Alay’la buluşarak mıntıkadaki Rum çetelerine karşı büyük bir temizlik harekatına girişirler. Bu sırada Sakarya Meydan Muharebesi başlamıştır. Kan gövdeyi götürmektedir. Durum çok kritiktir. Ankara’dan gelen emir üzerine çok acele cepheye yetişmeleri gerekmektedir. Dilerseniz bundan sonrasını bizzat Atatürk’ten dinleyelim:

“Sakarya Muhaberesi sıralarında, cephemizin bir tarafında gedik açan düşmanın gediği genişletmekte ve ilerlemekte olduğunu bildirdiler. Derhal yedekte bulunan kuvvetlerimizden yeterli miktarda imdat gönderilmesini ve süngü hücumu ile düşmanı eski mevzilerine tard etmelerini emrettim. Fakat aldığım cevap: “İhtiyatla kuvvetimiz kalmadı, hepsi mevzilerde çarpışıyor. Yalnız Giresunlu Topal Osman Ağa’nın askerleri vardır.” Oldu. Tekrar verdiğim emirde: “Kim olursa olsun, süngü hücumu yapacaklardır.” dedim. Cevap verdiler: “Bunların süngüsü yoktur”.


Osman Ağa’nın Karadenizli gönülleri milli kıyafetleri ile gelmişlerdi. Süngüleri yoktu. Süngü yerine bellerinde eğri bıçaklar vardı. Hatırıma derhal o Karadeniz bıçakları geldi. Hemen: Osman Ağa’nın askerleri bellerindeki bıçaklarla düşman üzerine atılıp, eski mevzilerine tard edeceklerdir.” Emrini verdim.

Eğri bıçaklarıyla düşmana saldıran bu yiğit çocuklar Yunanlıları eski mevzilerine atmağa muvaffak oldular. Fakat yüzde altmış kayıp verdiler.

Atatürk’ün söyledikleri bunlar. Biz de küçük bir açıklama yapalım: Bu savaşta 42. Alay’dan H.Avni Alpaslan Bey dahil çocuğu şehit düşmüş, sadece 84 kişi sağ kalmıştır. 47. Alay’dan ise, 285 kişi sağ kalabilmiştir. (12.9.1921) 


Aynı olaya ilişkin bir başka anı da Giresun Mücahitler Derneği eski Genel Sekreteri Mücahit Gazi Mustafa Hakyemez’den şunları anlatıyor: 

“1973 yılında Polatlı şehitliğinin açılışına davetliyiz. O zamanki Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay törene katılan İstiklal Savaşı kumandanlarından 5. Süvari Kolordu Komutanı Fahrettin Altay Paşa’dan bir anısını rica eder. Fahrettin Paşa şunları anlatır: ben Polatlı’da iki alayla düşman kuvvetleriyle çarpışırken, karşı taraftaki yunan kuvvetleri 15 bin kişiyle eriyen kuvvetlerimize saldırmakta idi. Bir akşamüzeri üç tarafımız düşman kuvvetleri ile çevrilmiş, elimizde 450-500 kişi bir kuvvet kalmıştı ki, bu arada Çankaya sırtlarında bulunan Atatürk’ü telefonla aradım. Durumumuzu anlatarak, Polatlı’yı bırakacağımızı, çünkü üç tarafımızı düşman sardığını ve esir olmaktansa Ankara sırtlarına çekileceğimizi söyledim. Yanındaki komutanlarla istişare ettikten sonra, çekilmemi, çünkü “42. ve 47. Giresun Gönüllü Alayları”nın Polatlı’ya hareket ettiğini yarın sabah Polatlı’da olacağını müjdeledi. O an hayatımın en sevindiği anı olmuştur. O gece sabaha kadar uyumadım. Sabah olunca dürbünle etrafa bakarken ne göreyim; Giresun Uşakları üzerlerinde abazıpkaları ile düşmana hücum ediyorlar. Düşman bu kıyafeti görünce şaşkına döndü. Yüzde altmışının silahı olamayan Giresun Uşakları bellerindeki kamayı açan Yunanlıların arkasından atlıyorlardı. Öldürdükleri düşmanın silah ve kütüklükleri ile silah sahibi oldular. Düşmanın büyük bir panik içerisinde ilk mağlubiyeti böyle başladı. Bu an kadar sevindiğim hiç olmamıştır.”


Tarihlere sığmayan Giresun Uşaklarının cesaret ve kahramanlıklarını İstiklal Savaşımızın birinci derecedeki sorumluları Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk ve yine İstiklal Savaşımızın büyük komutanlarından Fahrettin Altay Paşa’nın anılarından duymak bir başka oluyor değil mi Sevgili Giresunlular? 


Biz konumuza devam edelim.

Sakarya Zaferinden sonra mevcudunun tamamına yakınını kaybeden 42. inci Alay lağvedilir. 47. Alay ise mevcudu takviye edilerek Büyük Taarruza hazırlanır.

26 Ağustos 1922 tarihinde Mustafa Kemal’in emriyle Büyük Taarruz başlar. Bu sırada Osman Ağa komutasındaki 47. Giresun Gönüllü Alayı Afyon İli İscehisar ilçesi Karaağaç ve Doğanlar köyü sınırları içerisindeki “Kapaçkıran” ve “Dedesivrisi (Sivriepe)” mevkilerin de mevzilenmiş olan düşmanla savaşmaktadır. Tepelerin yamaçlarına Yunan tel örgülerle öyle bir tahkimat yapmıştır ki, Yunan birliklerini teftişe gelen bir İngiliz Generali “Türkler bu tel örgüleri geçebilirler ise gelip Avrupa’yı da alsınlar” diye alay eder. 47. Alayımız’a mensup 38 cesur Giresun Uşağı sağdan soldan temin ettikleri paslı makaslarla bu tel örgüleri bir gecede kesmeye muvaffak olurlar. Ancak, ne var ki, şansları yaver gitmez. Tel örgülere takılı çıngırakların sesine uyanan yunanlılar binlerce mermi yağdırmaya başlar. Bu esnada 14 yiğit Giresun Uşağı şehit düşer. Hemen aceleyle dualar ve gözyaşları arasında oldukları yere defnedilirler. Bu arada 36 saat süren bir taarruzdan sonra Giresun Uşakları düşmanı Sivritepe mevkiinden atmaya muvaffak olmuşlardır. 

Sakarya Meydan Savaşına Milis Binbaşısı olarak katılan Osman Ağa, “Büyük Zafer”den sonra TBMM tarafından Yarbay rütbesi ve İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir.

“Büyük Taarruz”un bir parçası olan ve yukarıda hikayesini anlattığımız “Kabaçkıran” ve “Dedesivrisi (Sivritepe) mıntıkasındaki çarpışmalarda şehit düşen kahraman “47. Giresun Gönüllü Alayı”nın 14 şehidinin isimleri şunlardır:

Giresun Boztekke köyü Karslıoğullarından Ali oğlu Hasan 1315 doğumlu
Çukur köyü Sipahioğullarından Mehmet oğlu Necip 1317 doğumlu. 
Alınyoma Bala köyünden Hallıcıoğlullrından Osman oğlu Hüseyin 1317 doğumlu
Kemaliye köyü Eskioğullarından Ahmet oğlu Mustafa 1315 doğumlu.
Çiçekli köyü Topçuoğlullarından İyas oğlu Rasim 1316 doğumlu
Sayca köyü Habibhasan oğullarından Ahmet oğlu Dursun 1314 doğumlu.
Görele Daylı köyünden Velioğullarından Emin oğlu Yusuf 1311 doğumlu.
Keşap Küçükgeriş köyü Yusufoğullarından Emin oğlu Yusuf 1303 doğumlu.
Keşap Karabulduk köyü Giranhacıoğullarından Şükrü oğlu İbrahim 1315 doğumlu.
Dereli Yavuz Kemal Hapan köyü Türkmenoğullarından Yusuf oğlu Osman 1309 doğ.
Bulancak Uçarlı köyü Dervişoğullarından Hüseyin oğlu Niyazi 1314 doğumlu.
Hamurlu köyü Tümpataoğullarından Ahmet oğlu Osman 1309 doğumlu.
Keşap Halkalı köyü Alaşalvaroğullarından Salih oğlu Abdullah 1317 doğumlu.
Tatlılı köyü Durmuşoğullarından Hüseyin oğlu Nazım 1316 doğumlu.

Giresun Muharıp Gaziler Derneği üyesi Ahmet Halis Asal (Rum asıllı olup, İslamiyeti kabul ederek 47. Giresun Gönüllüleri Alayı ile İstiklal Savaşına katılmıştır.) hem savaştıkları alanları gezmek hemde arkadaşlarının mezarlarını ziyaret etmek için 42 yıl sonra 1964’te Doğanlar köyüne gelir. Arkadaşları için bir şehitlik yaptırmaya karar verir. Makbuzlar bastırır, yardımlar toplar. Giresun Belediye Başkanı Em. Gnrl. A. Rıza Erkan, Afyon Valisi Ahmet Balkan ile Batı Menzil Komutanlığı’nın da yardımlarını sağlar. Buraya gidiş- gelişlerinde silah arkadaşı Eynesilli Tevfik GÜL de kendisini yalnız bırakmaz. Köylülerle de iyice kaynaşırlar. Adeta onlardan biri olurlar. Gece gündüz bir nefer gibi çalışarak 1967 yılında bu mütevazi şehitliği tesis eder. Öldüğünde vasiyeti üzerine cenazesi Giresun’dan getirilerek askeri törenle, burada kendisi için ayırdığı yere, arkadaşlarının yanına defnedilir. 

Yıllar sonra bu şehitliğin yeniden düzenlenmesi fikri doğmuş ve “Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü”nün 14.11.1988 gün ve 321 sayılı karayla 1. grup koruması gerekli kültür varlığı olarak, tescil edilmiştir.

İscehisar Çevre Güzelleştirme Derneği ile Doğanlar köyü muhtarlığının Giresun Şehitliğine Anıt ve Tören alanı yapımı için Müze Müdürlüğüne müracaatı üzerine, projesi çizdirilmiş ve Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 30 31 1990 gün ve 689 sayılı kararıyla onanmıştır.


Giresunlu işadamı ve dergimizin yazarlarından Turhan Kurdoğlu 25 Nisan 1989 yılında “Şehitlik”i ziyaret eder. Ziyarete ilişkin yazısı dergimizin Nisan 1991 tarih ve 39. sayısında yayınlanınca dikkatler bir anda bu “Şehirlik” üzerine çevrilir. Ancak ne var ki, bu konunun üzerine ciddi bir biçimde sadece Bayrampaşa Giresunlular Derneği Genel Sekreteri İsa Kara ile Bakırköy Giresunlular Derneğinden Yusuf Başaran gider. Birkaç sene öncesine kadar yapılıp, daha sonra her nedense vazgeçilen askeri törenin tekrar yapılmasını sağlar. Yazışmalar-çizişmeler sonunda nihayet DPT tarafından finansmanı sağlanan projenin, Milli Savunma Bakanlığı İnşaat Emlak Dairesi tarafından ihalesi yapılır ve müteahhit Ahmet Cengizhan tarafından 1992 yılında şimdiki haline getirilir.

Bu arada Dr. Adil Emecan koordinatörlüğündeki İstanbul’daki Giresun Dernekleri “Şehitlik”e maddi katkıda bulunmak amacıyla 27 Haziran 1992 tarihinde bir gece düzenlerler. Yine, alınan ortak bir kararla “Şehitlik”in 28 Ağustos 1992 Cuma günü açılış törenine katılırlar. 

Bu eserin meydana getirilmesinde, işlerinin kolaylaştırılmasında değerli hemşerimiz İ. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanı Hv. Korgnrl. Sayın Sinan Bilge Paşa ile Afyon Valisi Sayın Aykut Ozan’ın, İscehisar Kaymakamı Sayın Recai Akyel’in ve İscehisar Belediye Başkanı Sayın Kayahan İmirlioğlu’nun da gayretleri olmuştur. Afyon Köy Hizmetleri Müdürü Sayın İsa Zora’da şehitlik yolunun daha düzenli hale getirilmesi için gayretlerini esirgememiştir. Emeği geçen herkese tekrar tekrar teşekkür ediyoruz.

28 Ağustos 1992 tarihinde muhteşem bir törenle açılışını yaptığımız şehitliğimizin kısa bir tarihçesini vermeye çalıştım.

Bu “Şehitlik” ; tamamı bir vilayetin (Giresun) gönüllü kahramanlarından oluşarak, o ilin ismiyle anılan (47. Giresun Gönüllü Alayı Şehitliği) ve o ile 900 km. uzaklıktaki başka başka bir ilimizin sınırları içerisinde (Afyon) bulunan ve dünyada beklide bir başka benzeri olmayan bir “Şehitlik”tir. İstiklal Savaşımızın kalbini attığı Afyonkarahisar’ın kıraç bir tepesine “Giresun” damgasını vurarak kudsiyet kazandıran bu “Şehitlik” bizim gurur abidemizdir. Giresunumuza 900 km mesafedeki bu ısısız tepede “Giresun” adı aziz şehitlerimizle beraber ebediyete kadar yaşayacaktır! 



Ey Giresunlular!

Geçte olsa şehitlerine sahip çıkmakla Giresunluluğunu ispatladın, vefa borcunu ödemeye çalıştın. Bu bir kerecikle kalmamalı. Zira borcun bitmemiştir. Dünya durdukça da bitmeyecektir. Bu nedenle her yıl daha da artan bir vecd ile sahip çıkmaya devam etmelisin. Şunu unutma ki, manevi değerlerine sahip çıkmayan bir toplum, bir millet yok olmaya müstahaktır.
Ruhları Şadolsun!

Kaynaklar
1- Osman Ağa ve Giresun Uşakları Konuşuyor M. Şakir Sarıbayraktaroğlu
2- Atatürk’ün Muhafızı Topal Osman Ö. Sami Çoşar
3- Osman ağa Erdem Menteşoğlu
4- Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları Maliye Bakanlığı 50. Yıl Yayınları
5- Politika Ansiklopedisi, Tercüman Yayınları
6- Giresun Dergisi 11.Sayı
7- Afyon Valiliği’nin resmi yazısı
8- Giresunlu Mücahit Gazi Mustafa Hakyemez
9- Giresun Dergisi 39. Sayı


  Kaynak :           http://www.gorele.gen.tr/belgeler/ags_tarihce.htm


Alıntı yazı-Teşekkürler

http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberID=14735 




8148 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Şair-Hava Özdemir - 04/06/2014
Hava Özdemir Şiirleri-Antoloji